Oyuncu: Remi Jones
Oyuncu: Remi Jones
Remi Jones, yeni üvey annesiyle bir türlü anlaşamıyordu. Evdeki denge bozulmuştu. Eskiden sadece babası ve kendisi vardı; sessiz akşamlar, ortak filmler, rahat sohbetler… Şimdi ise her köşede yeni bir kural, yeni bir ses, yeni bir varlık dolaşıyordu. Remi, üvey annesinin güleryüzlü hallerine bile mesafeli duruyordu. İçinden hep aynı cümle geçiyordu: “Keşke yine sadece ikimiz olsaydık.”Bir akşam üvey annesi dışarıdayken Remi salonda oturuyordu. Babası yanına geldi, omzuna dokundu. “Yine mi yüzün asık?” diye sordu yumuşak bir sesle. Remi omuz silkti. “Sadece… eskisi gibi olmasını istiyorum. Sadece sen ve ben.” Babası bir süre sessiz kaldı. Sonra oturdu, kızının yanına. “Bazen ben de özlüyorum,” dedi. Cümle havada asılı kaldı. İkisi de birbirine baktı. O anda aralarındaki mesafe, evdeki diğer herkesten daha yakındı.Konuşma uzadıkça Remi’nin sesi yumuşadı. Babasına ne kadar bağlı olduğunu, yeni düzenden ne kadar rahatsız olduğunu anlattı. Adam dinledi, ara sıra saçını okşadı. Dokunuşlar yavaş yavaş uzadı. El, omuzdan sırtına, sırtından beline indi. Remi irkilmedi. Aksine, biraz daha yaklaştı. “Keşke yine sadece ikimiz olsaydık,” diye fısıldadı. Babası cevap vermedi; sadece onu kendine çekti.İlk öpücük temkinliydi. Remi’nin dudakları önce tereddütlü, sonra istekli karşılık verdi. Eller birbirinin bedeninde gezindi. Üvey anne yokken ev onlara kalmış gibiydi. Remi, babasının göğsüne yaslandı, onun kokusunu içine çekti. “Bunu kimse bilmeyecek,” diye mırıldandı. Adam başını salladı. “Sadece biz.”Yakınlaşma yavaş ve duygusal ilerledi. Remi, babasının ellerinin kendi teninde dolaşmasına izin verdi. Üstü çıktı, sonra geri kalanı… Bedenleri birbirine kenetlendi. Remi, babasının üstüne çıktığında gözleri doluydu ama ağlamıyordu. Hem özlemini hem de arzusunu aynı anda yaşıyordu. Yavaşça indirdi kendini. İçine aldığında ikisi de nefesini tuttu. Bir süre öylece kaldılar; sonra Remi hareket etmeye başladı.Ritim yavaştı. Acele yoktu. Remi, babasının omuzlarına tutunarak yükselip iniyor, her seferinde biraz daha derine oturuyordu. Adamın elleri onun belinde, kalçalarında geziniyordu. “Özledim seni… böyle,” diye fısıldadı Remi. Babası cevap olarak onu daha sıkı kavradı. Pozisyon değiştirdiler. Remi sırtüstü yattı, babası üstüne geldi. Daha derin, daha yakın. Her vuruşta Remi’nin inlemeleri boğuklaşıyor, parmakları çarşafları sıkıyordu.Orgazm yaklaşırken Remi babasının boynuna sarıldı. “Sadece biz…” diye tekrarladı. Adam da o anda boşaldı; sıcaklığını kızının içinde bıraktı. Bir süre hiç kıpırdamadılar. Terli tenler, birbirine karışmış nefesler, dışarıdaki dünyanın tamamen silindiği o kısa an… Sonra Remi hafifçe gülümsedi. “Böyle daha iyi,” dedi. Babası onun alnını öptü.Üvey anne eve döndüğünde her şey eskisi gibi görünecekti. Remi yine mesafeli, yine huzursuz bir yüz ifadesiyle dolaşacaktı. Ama ikisi de biliyordu ki o gece, “sadece biz” dedikleri o an, artık aralarında yaşayan gizli bir bağ haline gelmişti. Remi, yeni üvey annesiyle anlaşamıyordu belki; ama babasıyla olan bağı, eskisinden çok daha derin ve yasak bir yerde yeniden kurulmuştu.FamilyTherapy’nin bu sahnesi, klasik “üvey anneyle geçinememe” temasını duygusal bir özlemle birleştiriyor. Remi Jones’un “keşke yine sadece ikimiz olsaydık” dileği, hem duygusal hem de cinsel bir yakınlaşmaya dönüşüyor. Yavaş tempo, bakışmalar, fısıltılar ve “sadece biz” vurgusu, sahneyi sıradan bir yasak ilişkiden ayırıyor. Finalde tatmin ve gizli bir anlaşma duygusu hâkim.Kısaca: Remi, yeni üvey annesiyle anlaşamayınca babasına sığınıyor. Eskiden sadece ikisinin olduğu günleri özlediğini açıkça söylüyor. Babası da aynı özlemi paylaşınca aralarındaki mesafe kalkıyor. Dokunuşlar, öpücükler ve yavaş bir birleşme… Remi, babasının üstünde ve altında “sadece biz” diye fısıldayarak hem bedenini hem de özlemini teslim ediyor. Üvey anne yokken paylaştıkları bu gece, ikisi için de unutulmayacak, gizli bir sır hâline geliyor.
